Sevgilerde...

Tanım




Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım

Kategoriler



Desteğinizi bekliyorlar!

 Merhaba

Epey bir süre aktif olarak burada olamayacağım. Bugün kuzeybebekten bir mesaj aldım ve çok mutlu oldum. Ayrıca biz bütün blogculardan ihtiyaç listesini sitemizde en azından bir gün süreyle yayınlamamamızı istemiş. Daha önce niye düşünemedimki diye hayıflandım. Siz de en azından bir sürede daha bu yazıyı ve listeyi aktif halde tutarsanız sizin de bu yardımlaşmaya bir katkınız olur. Bu konuya yabancı arkadaşlar aşağıdaki yazılardan ve bağlantılardan bilgi edinebilirler.

Teşekkürler,

OKUL ADI: Zübeydehanım Zihinsel Engelliler İlköğretim Okulu ve İş Okulu
ADRES:Eski kale yolu 10.Sokak Fevziçakmak İlköğretim Okulu Bahçesi VAN/Merkez İRTİBAT

TELEFONLARI: 0 432 217 08 07

İHTİYAÇ LİSTESİ: Rakamlar, harfler şekillerle ilgili zeka geliştirici oyuncaklar,yapboz, 1. sınıf 4. sınıf arası basit hikaye kitapları


Tarih: 14:28, 26/4/2007
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Lütfen okuyun

 Tekrar merhaba

Biraz önceki yazının devamıdır lütfen önce onu okuyun. Aşağıda bahsettiğim gibi bu olayı toplumsal ama öncelikle bloglar arası bir yardımlaşma faaliyetine dönüştürmek için duyurmaya çalışırken meyraca arkadaşımızın sayfasında benzer bir proje ile karşılaştım ve çok sevindim. Lütfen o sayfayı da ziyaret edin. http://meyraca.blogcu.com., http://lalecik.blogcu.com/2634199/#c1900771 (bu adres ilk duyuru yapılan adrestir.)

 Bu konuyla ilgili olarak düşünürken kafamda pek çok şey şekillenmeye başladı ve meyraca  ve lalecik gibi duyarlı insanların varlığını görmek de cesaretlendirdi. Sanırım böyle bir kampanya gerçekleştirilebilir. İlk aşamada siz duyarlı arkadaşlarımızın görüş ve fikirlerini alarak işe başlamalıyız. Daha sonra bu fikirler doğrultusunda gerçek anlamda bir projenin planları yapılarak işe başlanır işte o zaman da devamı gelecektir.

Proje kapsamını (düşünebildiğim kadarıyla) özetlemek gerekirse;

Bir proje ya da kampanya şeklinde yapılmasının daha doğru olacağını düşündüğüm bir proje bu.
Projenin ilk aşaması: Bozuk yada kullanılmayan ya da gözden çıkarılan oyuncakların (blog sahiplerinden/sahipleri tarafından toplanarak) tamir edilmesi. Bu da (nalansanat.blogcu) Nalan teyze ve eşi tarafından yapılabilir ki zaten böyle bir duyuru da yaptılar.
İkinci aşamada; Bunların tek elde toplanması,tabii şehirler bazında.
Üçüncü aşama;Öncelikle http://meyraca.blogcu.com bloğunda bahsedildiği gibi zihinsel engelli çocuklarımıza bunun ulaştırılması için gönderebileceğimiz yerlerin belirlenmesi daha sonra da diğer imkanı olmayan çocuklara okullara yurtlara ulaştırılmasını sağlamak.
Olarak kabaca 3 aşamada toparlamaya çalıştım. Ancak bu düşünce daha çok yeni olup fikir ve organizasyon olarak geliştirilmesi gerek.
En azından böyle bir kampanya girişimini siz de bloglarınız da duyurursanız belki bu işi çok daha doğru biçimde yapabilecek kişilere ulaştırılması sağlanmış olur.

Fikir ve önerilerinizi bekliyoruz.

Sevgilerimle


Tarih: 13:50, 24/4/2007
Yorum (5) | Yorum yaz | Bağlantı

Oyuncak Hastanesi

 

Merhaba herkese güzel bir pazar diliyorum

Sizinle bugün aldığım güzel bir haberi paylaşmak istiyorum. Geçen yazılarımda nalansanat.blogcu biblo hastanesinden bahsetmiştim. Şimdi devamı da geliyor! Sevgili Nalan teyze ve eşi Mahmut amca güzel bir proje gerçekleştirmek üzere kolları sıvadılar.

               "Oyuncaklarınızı gönderin tedavi edelim"

Benim şahsen çok hoşuma gitti. Eğer sizlerin de gözden çıkaramadığı, atmaya kıyamadığı fakat bir köşede unutulan oyuncaklarınız biblo ve benzeri eşyalarınız varsa gönderin derim. Belki bu proje ileride toplumsal bir yardımlaşma hareketine de dönüşebilir. Biliyorsunuz bir tek oyuncağı olmayan çocuklarımız  var. Kenarda köşede atılmayı bekleyeceklerine neden bir çocuğun minicik ellerinde, onların  mutluluklarını paylaşmasın bu oyuncaklar?

   23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızın öncesinde böyle bir projeyi hayata geçidikleri için kendilerine teşekkür ediyorum.

Sevgilerimle


Tarih: 13:45, 24/4/2007
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

Cumhuriyetimize sahip çıkalım-14 Nisan Mitingi

 

Merhaba ,bugün sizlere İzmirden bilgisayar mühendisi bir arkadaşımızın sitesinden aldığım 14 Nisan Cumhuriyet mitinginde değerli hocalarımız Prof. Dr. Birgül Ayman Güler ve Prof.  Dr. Alpaslan Işıklı'nın konuşma metinlerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Sanırım yorum yapmama gerek yok.

(Prof. Dr. Birgül Ayman Güler - Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi - Yönetim Bilimi - Not: Barış Özel)


Hoş geldiniz!
 
Birbirimizi özlemiştik.
 
Bir Ankara’ya geldiniz! Yedi metrelik duvarlarla örülmüş malikaneleri korku sardı. Korku medyanın plazalarından çıkıp gazete sayfalarını sararttı. İşgal edilen TV ekranlarını kararttı.
 
Bir Ankara’ya geldiniz! Vaşington ile Brüksel sarsıldı! 1988 yılında Türkiye'ye şubeleriyle yerleşen IMF ve Dünya Bankası Büroları'nın nefesleri kesildi.
 
Bir Ankara’ya geldiniz! Kurtla kuzu artık bir daha karışamayacak kadar açığa çıktı! Herkesin yeri belli oldu!
 
Bir geldiniz! Pir geldiniz! Hoş geldiniz!
 
***
 
Buradayız. Büyük bir derneğin öncülüğüyle buradayız. Mustafa Kemal Atatürk’ü yaşatan Atatürkçü Düşünce Derneği’ni selamlıyoruz.
 
Bu derneğin başkanını, Amerikalı Bush’un “Bizim Oğlan” diyemediği paşaları, askerinin kafasına çuval geçirtme ayıbıyla ezilmemiş subayları, şehitlerimizi, gazilerimizi, Bağımsız Türkiye’nin güvencesi Kemalist Orduyu bağrımıza basıyoruz!
 
Buradayız! Üniversitelerimizin ışığıyla buradayız. Yabancı dilde iş görme kıskacına düşmüş, sözleşmeli asistanlık sistemiyle bağımsız bilim adamı yetiştirme gücüne darbe vurulmuş, dört bir taraftan gericiliğin ve emperyalizmin hizmetine sokulmaya çalışılan üniversitelerimizle buradayız. Kurumlarını gericiliğe, Soros turuncusuna, emperyalizme teslim etmemek için direnen rektörlerimizi bağrımıza basıyoruz.
 
Buradayız! Yargı kurumlarımıza güvenimizle buradayız. Küresel çetelere karşı ülkemiz için, güçlüye karşı güçsüz için, hukuk devleti için direnen yargıçlarımızı bağrımıza basıyoruz. “Babalar gibi satılan” fabrikalarımızın satışına “dur” diyen; topraklarımızın yabancılara ve çoktan memleketin yabancısı olmuşlara satılmasına “dur” diyen mahkemelerimizi selamlıyoruz.
 
Memleketin savunması ABD’nin eline bırakılmışsa,
memleketin bütçesi IMF'ye teslim edilmişse,
memleketin yönetimi Brüksel Memurlarına terk edilmişse,
Türkiye sömürgeleştiriliyorsa,
Türkiye eyaletleştiriliyorsa,
Türkiye parçalanmak isteniyorsa,

Kemalist ordu konuşacak!
Üniversite konuşacak!
Yargı konuşacak!
 
İşçi, köylü, memur, esnaf…
Kadın-erkek, genç-yaşlı yollara düşecek, örgütlenecek.
 
Bağımsızlık bunu gerektirir!
Demokrasi bunu gerektirir!
Demokrasi, bağımsızlığın gerektirdikleridir.
 
***
Bir ateş denizine düştük.
Yanmaktan kurtulmak için bindirildiğimiz gemiler mumdan çıktı!
 
Özelleştirme gemisi mumdan çıktı. Hantal devletin yerini çevik hür teşebbüs alacaktı. İstihdam artacak; ülke zenginleşecek, fakirliği değil zenginliği bölüşecektik... Oysa fabrikalarımız, telefon sistemlerimiz, petrol işletmelerimiz, madenlerimiz elimizden çıktı, tarlalarımız üretemez oldu. Sanayisizleştik. Taşeron olduk. İşsizlikten kırıldık.
 
Dünyaya açılma gemisi mumdan çıktı. Biz dünyaya açılmadık. Dünya bize açıldı! Meğer “Dünya” dedikleri IMF-Dünya Bankası, bir avuç şirket, bir avuç banka ve ikide bir ürken piyasa dedikleri şeymiş... “Dünya” dedikleri Vaşington ile Brüksel'den ibaretmiş… Biz bu dünyaya açıldıkça, bu çetenin eline düştük… Şimdi bankalarımız yoktur! En büyük bankalarımızın başına yabancı genel müdürler oturuyor. Şimdi büyük mağazalarımız yoktur. Mağazalar yabancılarındır. Şimdi doğurgan tohumlarımız yoktur! Birkaç küresel şirketin sattığı, tohum adına yakışmayan kısır tohumlara mahkumuz... Bütün bunları bırakın bir yana, şimdi sütümüz ve yoğurdumuz yoktur. Büresel çeteleri doyurabilmek için çocuklarımızın boğazından kesmek zorunda kaldık.
 
Dünyaya açılmanın böylesi, emperyalizmin ağına takılı kalmaktır. Bu, tek sözle sömürgeleşmektir.
 
Yerelleştirme gemisi mumdan çıktı. Her şeyi yerele devredelim; yönetimi halka yakınlaştıralım dendi. Bu yapıldıkça yönetim halktan uzaklaştı… Antalya'da, Çeşme-Alaçatı'da çeşmelerden akan suyun sahibi Fransız – İngiliz şirketleri oldu! Urfa'nın içme suyunu Ankara değil, ama Şanlıurfa da değil, Brüksel ihaleye çıkardı! Diyarbakır suyunun yönetimini Ankara değil, ama Diyarbakır da değil, Berlin üstlendi... Ankara'daki İller Bankası Belediyelere uzak sayıldı; İller Bankası'nı yok edecek bir yasa hazırlandı. Belediyeler merkezi Brüksel'deki bir bankanın insafına terk edildi.
 
Bu da yetmedi… Cumhuriyetin başından beri homurdanan mıntıkacılar, eyaletçiler, bölgeciler, çeyrek yüzyıldır ülkemizin eyaletleşmesi için ardı arkası kesilmeyen denemeler yaptılar. 12 Eylül'ün Amerikan mamülü “sekiz eyalet” tutmadı; yirmibeş yıl sonra AB’nin 12 eyalet modeli yürürlüğe girdi. Türkiye önce 12, bunlar da kendi altında 26 bölgeye ayrıldı. İlk adımlar İzmir ve Mersin'de atıldı. Danıştay bu Anayasaya aykırı diyor; ilgililer Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu… Çıkar sahipleri çok ama çok kızgınlar!
 
Çok kızgınlar! Çünkü ajans kılığındaki eyalet planı, önceki planlar gibi yine bozulacak.
 
Çok kızgınlar! Çünkü biz bu ateşten çıkmak için mumdan gemilere doluşmaktan vazgeçtik.
 
***
Bu mitinge hazırlanırken, son mumdan gemiyi de tanıdık!
 
Şimdi, bugünlerde, bizim buluşmamızı kastederek, bizlere demokrasi dersi veriyorlar.
 
Dini inançları afyon gibi kullanıp halkı yoksullaştırırken kendileri servet içinde yüzen din tacirleri, Soros demokratlarıyla elele, tuhaf bir demokrasi tarif ediyorlar. Atlantik'in ötesinde yazılmış bir reçete okuyorlar. Bu reçetenin adı demokrasi projesidir. Demokrasi projesi Ukrayna'da Gürcistan'da turuncu renkle zuhur etmişti; Irak’ta top-tüfekle işgal oldu!
 
Türkiye’de Cumhuriyeti soykırım ayıbıyla lekelemeye uğraşanlar tarihte aradıklarını bulamayınca, katledilen aydınlarımızı kullanarak turuncu darbe provalarına soyundular. Turuncu demokrasi, ülkemizde, başına Amerikan Sefirinin geçip yürüdüğü cenazelerimizde, yeni moda küçük-yuvarlak dövizlerin ardından sırıttı! Sırıtması yüzünde dondu kaldı! 
 
Amerikan mamülü turuncu demokrasi, karşımıza çıkarılan son mumdan gemidir.
 
Din tacirleriyle Soros demokratlarına göre Bush demokrattır, Bolivarcı Chavez darbeci... Yabancı fonlardan beslenenler kendilerine demokrat diyorlar bize darbeci... Biz darbeci değil, devrimciyiz! Bak burada turuncu yok, burası boydan boya Al-Bayrak...
 
“Siz farklısınız” dedikleri bizler birbirimize gelin-damat olmuşuz. Biz tarihimizle, inançlarımızla, geçmişimizle, düşlerimizle “Biz”iz… Bizim kaderimiz ortak… Bizim derdimiz ortak... Biz birbirine “öteki” değiliz. Bizim “ötekimiz” bellidir: Bize öteki olan, komşularımızın üstüne bomba yağdıran, öteye beriye tehditler savuran gerici batıdır; bunun emellerine hizmet eden işbirlikçilerdir.
 
Bugün, burada, Tandoğan Meydanında, son mumdan gemi de erimiştir.
 
Biz din tacirliğini ve Soros demokrasisini, demokrasiye ihanet sayıyoruz.
 
Biz bugün burada, Cumhuriyet Tarihimiz boyunca elimizden kayıp gidenlere üzülmeye son veriyoruz.
 
Biz bugün burada ulusal demokrasiyi, Türk Demokrasisini inşa ediyoruz.
 ***
 
Çeyrek yüzyıllık karşı devrim darbesi, son adımını atıyor. Çankaya, meşruiyeti olmayan güçlere gayrimeşru biçimde açılmaya çalışılıyor.
 
Çankaya'yı zorlayan güçler gayrimeşrudur.
 
Halkın dörtte birinden destek almış bir iktidar, seçim dönemini tamamlamış, halka hesap verme zamanı gelmiş bir parlamento, ülkeyi yedi yıl temsil edecek cumhurbaşkanını seçmeye kalkışıyor.
 
Meşruiyet eksikliğini, beş yıldır, ABD ve AB menşeli odaklara yaslanarak kapatan bir iktidar, Cumhurbaşkanlığına aday göstermeye kalkışıyor.
 
Politikaları iflas etmiş, başarısız bir Başbakan Çankaya'ya çıkmaya çalışıyor.
 
Halkına karşı sevgisi olmayandan cumhurbaşkanı olmaz.
 
Dış destekle ayakta duranlardan cumhurbaşkanı olmaz!
 
Gizli gündemi olanlardan cumhurbaşkanı olmaz.
 
Şeriat yanlılarından cumhurbaşkanı olmaz.
 
Ülkemizin Cumhurbaşkanlığı üzerinde yürüyen mücadele, Tam Bağımsız ve Demokratik Türkiye mücadelesinin zirve noktasıdır.
 
Her ne olursa olsun, Çankaya laiktir ve laik kalacaktır!
 
***
Şimdi yanınızdaki çocuğun, kucağınızdaki bebeğin yanağına kocaman bir öpücük yapıştırın!
 
Yanınızda sevdikleriniz var. Birbirinize dikkatlice bir bakın!
 
Bastığınız toprağa bir daha basın… Aldığınız havayı içinize çekin!
 
İşte bunlar için buradayız ve hep burada olacağız!
 
Çünkü:
 
Dört nala gelip uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim!
 
Tek tek her birinizi, tüm kalbimle selamlıyorum.

Prof. Dr. Birgül Ayman Güler
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
Kamu Yönetimi - Yönetim Bilimi
14 NİSAN 2007


Alanda bu konuşmayı Saygıdeğer Hocamızın çok güçlü ve etkileyici hitabıyla canlı dinledim.  İşte TÜMÖD Genel Başkanı Prof. Dr. Alpaslan Işıklı'nın 14 Nisan Mitingindeki konuşması:
(
TÜMOD - Tüm Öğretim Üyeleri Derneği - Not: Barış Özel) 
 
Değerli Atatürkçüler, yurttaşlar,
Sevgili dostlar, gerçek demokrasinin aşıkları, 
           
Bugün dost da, düşman da kabul etmektedir ki, son zamanların en önemli etkinliklerinden birisini gerçekleştirmek üzere burada toplanmış bulunuyoruz. Bugün burada tarih yazmaktasınız.
           
Türkiye, 14 Nisan'da, 24 Ocak ve 12 Eylül sarmalıyla ivme kazanmış bir sürecin sonucunda sırtına giydirilmiş bulunan deli gömleğini yırtıp atmak noktasına gelmiştir. Bu etkinliğimizin önemi, odaklaştığı sorunların ciddiyetiyle bağlantılıdır. Karşı karşıya bulunduğumuz tehlike, bir kişinin Cumhurbaşkanı olup olmaması sorununu çok aşan boyutlardadır. Sorun, yalnızca ülkemizin değil, tüm insanlığın, tüm gezegenimizin kaderiyle ilgilidir.
           
Günümüzün küresel egemenleri yaklaşan sonlarını birazcık da olsa erteleyebilmek için, tırnaklarını dünyamıza biraz daha derinden geçirmek telaşı içindedirler. Sonuçta kendi sonlarıyla birlikte her şeyin sonunu getirebilecek bir pervasızlığa kapılmışlardır.
           
Yeni bir haçlı seferi başlattıklarını ilan edecek kadar gözleri kararmıştır. Küreselleşme dediklerinin, geçmişin haçlı seferleri gibi ilkel bir çapulculuktan ibaret olduğu giderek anlaşılmaktadır. Küreselleşme söylemleri arkasında, yeryüzünün yoksullarına karşı ilan edilmiş bir soyguna ve saldırıya tanık olmaktayız.
           
Bu bağlamda, ülkemizi ve ulusumuzu özel bir özenle hedef seçtikleri anlaşılıyor. Biz yeryüzünün en kıymetli doğal kaynaklarına uzanan yolun başında konuşlanmış bulunuyoruz. Biz, yirminci yüzyılın başında mazlum milletlerin emperyalizme karşı başkaldırısına öncülük etmiş olan bir ulusun evlatlarıyız. Onlara yüce önder Atatürk'ün önderliğinde verdiğimiz dersi, biz unutsak bile onlar unutmuyorlar. Bu nedenledir ki bizimle çok ayrı bir hesapları var.
           
Bugün için bizi özel bir nezarethaneye kapatmayı başarmışlardır. Bu nezarethane, Avrupa Birliği'nin bekleme odasıdır. Gardiyanları da içimizdedir, başımızdadır. Bu arada, ülkemizin içinde bulunduğu bölgede, 22 kadar ülkenin coğrafyasını değiştireceklerini açıkça ilan etmiş bulunuyorlar. Coğrafya değiştirmenin nelere mal olacağını yanı başımızdaki Yugoslavya'da, Irak'ta gördük, görmekteyiz.  
           
Bize yönelik emellerini gerçekleştirmek üzere, içimizde, onların emirlerini yerine getirmekle görevli değişik kılıklardaki kadrolar seferberdir. Bunların her biri savunduklarını iddia ettikleri amaçların tümüyle ters doğrultudaki emellere hizmet etmekteler.
           
Bir bölümü sözüm ona dindardır. Aslında en büyük kötülüğü İslam dinine yapmaktadırlar. Yeryüzünün en son ve en gelişkin dinini ilkel Afrika dinleri gibi sakaldan ve türbandan ibaret bir aksesuar fetişizmine indirgeme çabası içindedirler. Küresel efendileri İslamı hazmedememektedir. Bunun için İslamı bırakmış, "Ilımlı İslamı" icat etmişlerdir. Ilımlı İslam, emperyalizme teslim olmuş İslam demektir. Yani İslam'dan başka bir şeydir.
           
Minareler süngümüzdür demişti. Geldi haçlı seferlerini yapanların eş başkanlığını kabullendi. Bu arada, Irak'ta yıkılmayan minare kalmadı.  Bunların zamanında Hıristiyan misyonerliği başını alıp gitmektedir. İstanbul'u başında Ortodoks patriğinin bulunduğu bir dukalığa dönüştürmek isteyenlerin iştahları iyiden iyiye kabarmıştır.
           
Bunlar, İslam'a öylesine itici bir çehre yüklemişlerdir ki bir kısım yurttaşlarımız,  "hepimiz Ermeni'yiz" diye bağırarak sokaklara dökülmek noktasına gelmişlerdir.   Bir başka bölümü, Güneydoğudaki yurttaşlarımızın haklarını savunmak görüntüsüne bürünmüş bölücülerdir. Gerçekte ise bu yurttaşlarımıza kestaneyi ateşten alma rolünü oynatmak istedikleri açıktır. Bu nedenledir ki Avrupa Birliği, büyük bir rahatlıkla Dicle - Fırat bölgesinin yönetimini uluslararası komisyona vermeyi planladığını gizlememektedir. Bölücülerin görevi kuzuyu sürüden ayırmaktır. Etraf, kuzuyu yemek için sabırsızlanan kurtlarla doludur.
           
Bir bölümü de, Cumhuriyetimizin yerine daha demokratik bir cumhuriyet kurma yalanıyla ortaya çıkmıştır. Bunlar numaracı cumhuriyetçilerdir. Bunların asıl amaçları da, Ankara'nın yerine Washington'u, Brüksel'i egemen kılmaktır. Hedefleri bağımsızlığımızı tümüyle sona erdirmektir. Böylece demokrasinin en temel koşulunu yok etmiş olacaklardır. Bu tür unsurların desteğiyle yürütülen politikalar, ülkemizi tam bir dar boğaza sokmuştur.
           
Satılmayan ekonomik varlığımız kalmamıştır. Son olarak sistemin kalbi demek olan bankalar satıştadır. Artık, esnafımız, köylümüz, kredi için, bankaları ele geçirmiş olan başta Yunanlı olmak üzere, değişik ülkelerin kapitalistlerine el açmak zorunda kalacaktır. Tabiatıyla eli boş kalacaktır.
           
Türkiye'nin sanayisi durmuş; tarımda kendine yeterli birkaç ülkeden biri olan ülkemizin tarımı tam bir yıkıma sürüklenmiştir. Sonuçta, Mehmetçiğin kanından başka satacak şeyimiz kalmadığını yüzümüze karşı Soros'un ağzından söyleme cesaretini bulabilmişlerdir. Petrolümüzün yağmalanması şimdilik, Sayın Ahmet Necdet Sezer'in sayesinde ertelenmiştir. Sezer'e buradan saygı, sevgi ve şükran duygularımızı gönderiyoruz.
           
Bizim bu toplantımız böyle bir dönemde gerçekleşiyor. Bu toplantımıza gölge düşürmek için akıl almaz yollara başvurdular. Biz darbecilere destek oluyormuşuz. Asıl darbeci kendileri. Anayasa, Cumhurbaşkanının azınlığı temsil eden bir partinin değil, tüm ulusun temsilcisi olması için bir hüküm öngörmüş; Meclisin toplanıp bu konuda karar alabilmesi için belli bir çoğunluk koşulu belirlemiştir. Biz bunu tanımayız diyorlar. Pek çok saygın ve yetkin hukukçunun uyarısına rağmen açıkça Anayasayı çiğneyeceklerini söylüyorlar. Biz Anayasaya uyulmasını istiyoruz.
           
Bizim hukukumuz, hüküm giymiş insanların milletvekili olamayacaklarını öngörüyor. Onlar, milletvekili olan, başbakan olan, Cumhurbaşkanı da olur diyorlar. Cumhurbaşkanı olacağım derken, Anayasa Mahkemesi'nin kararıyla milletvekilliğinin de, başbakanlığın da tehlikeye düşeceğini görmek istemiyorlar.  Biz Anayasanın ve hukukun uygulanmasını istiyoruz. Onlar Anayasayı hukuku tanımayan bir darbenin peşindeler. Biz, Atatürk'ün yerine ancak tüm ulusu kucaklayan bir Atatürkçü oturabilir diyoruz..
           
Bu toplantıya katılanların darbecilere destek olacakları yalanı, çoğu dolar ve avro kancasına takılmış bulunan bazı kuruluşların liderlerinin zihinlerini bulandırmaya yetmiş görünüyor. Bu nedenle bu toplantıya katılmakta ayak sürüyen bazı örgüt liderleri olduğunu biliyoruz. Ama onların tabanındakiler bu yalanlara kanmadılar ve buraya gelerek aramıza katıldılar. Gelmeyenler, tabandan yoksun bir biçimde sırça köşklerinde kendi başlarına kaldılar.
           
Bu bir koşudur. Bu koşuda elbette ki attan düşenler de olacaktır. Büyük ozanın deyişiyle "atları rüzgâr kanatlılar"ın kaybedecek vakti yoktur.
Biz kimiz? Bu meydanları dolduranlar kimlerdir?  Biz atları rüzgâr kanatlılarız.
           
Atatürkçüler, cumhuriyetçiler, alın terleriyle kazandıkları paralarla yurdun dört bir köşesinden buraya geldiler. Ülkeyi, Dubai ve Orta Doğu prenslerine bir takım köşklerde pazarlama girişiminde olanların akılları halkın gücünün nelere kadir olduğunu anlamaya yetmez.
 
Biz kimiz?
Biz Kubilay'ız!
Biz Uğur Mumcu'yuz!
Biz Ahmet Taner Kışlalı'yız!
Biz Hablemitloğlu'yuz!
Biz Eşref Bitlis'iz!
Biz Bahriye Üçok'uz!
Biz saymakla bitmeyiz.
Biz, bir ölüp bin dirilenlerdeniz.
Bitmedi;
Biz kimiz?
Biz Mustafa Kemal Atatürk'üz.
Evet o burada. O, bizimle birlikte olduğu içindir ki, dün zafer bizim oldu. Bugün de, yarın da, daima zafer bizim olacaktır!
 
 
Prof. Dr. Alpaslan IŞIKLI
TÜMÖD Genel Başkanı 


Tarih: 13:40, 24/4/2007
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

Yaşasın Türkçe

 

Bu yazıyı http://turkceegitimi.com/forum/index.php?topic=1401.0 adresinden alıntı yaptım lütfen sesli okuyun. Bir Türkçe kelime 17 inglizce kelimeye bedeldir diye de not düşmüş bunu yazan arkadaş, oldukça düşündürücü.

 

İngilizcenin bittiği an

DERS 1)

"Bir Türkçe kelime 17 ingiliz kelimesine bedeldir."

- Afyonkarahisarlılaştıramadıklarımızdan mısınız ?

İngilizce tercümesi:

-Are you one of those people whom we tried - unsuccessfully to make resemble the citizens of Afyonkarahisar?

DERS 2)

Yeni başlayanlar için tercüme cümlesi :

Üç cadı üç Swatch saate bakıyorlar. Hangi cadı hangi saate bakıyor?

ingilizce tercümesi:

Three witches watch three Swatch watches.Which witch watch which Swatch watch?

3) DERS-3 :

şimdi ileri derece tercüme cümlesi :

Üç travesti cadı üç Swatch saatin butonuna bakıyorlar.Hangi cadı hangi Swatch saatin butonuna bakıyor?

ingilizce tercümesi: (bunu kendinize sesli okuyun lütfen!)

Three switched witches watch three Swatch watch switches.Which switched witch watch which Swatch watch switch?

ingilizce Bitti.

YAŞASIN TÜRKÇE....!!!!


Tarih: 22:05, 22/4/2007 Kategori: turkce
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->